|













 


|
Ankara'da
Masa tenisi Dersi verilir.
Ayrıca herkese oynama imkanı.
Tufan Yalçın
yalcin.tufan@gmail.com
|
|

BAŞARI MODU
Oyundan nasıl düşülür ? Düşmemek için ne yapmalı ?
Bazen öyle maçlar kaybederiz ki, rakibimiz tanıdığımız ve
genelde üstün geldiğimiz bir oyuncudur, üstelik maç sırasında açık farkla
öndeyizdir de, ama nedense maçı kaybederiz. Kaybettikten sonra da başımızı iki
elimizin arasına alıp "ben nasıl oldu da bu rakibe yenildim" diye düşüncelere
dalarız.
Bu yazımda size "başarı modu"ndan söz etmek istiyorum. Oyundan
düşmemek için öyle bir modda olmalıyız ki sürekli olarak oyuna asılan, her sayı
için çarpışan ve asla gevşemeyen bir oyun sergileyelim. İşte bu modun adını
"başarı modu" olarak seçtim.
Başarı modunda oynamak ve bu moddan çıkmamak için bizi oyundan
düşüren sebepleri bilmemiz gerekir. Bizi oyundan düşürecek sebepleri düşündüm ve
bunlardan aklıma gelenleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu sebepler, üzerinde kafa yorularak tabii ki çoğaltılabilir.
Senaryo 1
Maça başlamadan önce rakibimiz bize aşadakilere benzer sözler
söyler:
- Bugün üzerimde bir halsizlik var..... ,
- Dün belime birşey oldu, acayip ağrıyor, hiç dönemiyorum.....
,
-2 haftadır raketi elime almadım bugün beni rahat yenersin.....
,
- Bugün çok maç yaptım halim kalmadı, yorgunluktan
öleceğim..... ,
- Bu ayakkabı çok fena ayağımı sıkıyor, nasıl oynayacağım
bilemiyorum..... ,
- Raketimi yapıştırmadım bugün, böyle iyi oynayamacağım ama
..... vs. vs. vs.
Biz bu sözleri duyduğumuz anda farkında olmadan gevşeriz. Eğer
rakibimiz hareketsiz oynuyorsa, başlarız biz de onun gibi hareketsiz ve isteksiz
oynamaya. Oysa çoğu zaman şunu düşünmeyi ihmal ederiz: Eğer rakibimiz öne
sürdüğü bahanesinde samimi ise oynamasın, mesela bugün çok maç yapmış ve
yorgunluktan ölüyorsa oynamasın o zaman, öyle değil mi ? Ama oynuyor, insan niye
maç yapar ? Siz maça hangi niyetle çıkıyorsunuz ? Galip gelmek için. Bir oyuncu
sahaya mağlup olmak için çıkıyor olabilir mi ? Olamaz. Rakibinizin beli de
ağrısa, ayağı da ağrısa sizin karşınıza çıkmışsa galip olmak için çıkmıştır. Ben
bizzat yaşadım ya da şahit oldum ki beli ağrır halde, yorgunluktan ölecek halde,
3 aydır eline raket değmemiş halde, hasta(!) halde sahaya çıkıp maç yapan
oyuncular çoğunlukla maçı kazanmışlardır. Başarı modundaki bir oyuncu içinden
şunları geçirir: "Mademki belin ağrıdığı için iyi oynayamayacağını söylüyorsun,
o halde ya oynamamalısın ya da mağlup olmalısın, seni geçeceğim" ve oyuna tam
konsantrasyon ile asılır.
Senaryo 2
Maç başlar, rakibiniz bir spin dener ancak top dışarı gider, ve
rakibiniz şöyle söyler: "Bu top ne marka yahu ?" Siz de topun markasını
söylersiniz. O da size şu cevabı verir, "hmmmm, ya bu marka toplar hafif oluyor,
uçup gidiyor, Nittaku'lar daha iyi." Ama bu sözü söyleyenlerin genelde Nittaku
top çıkardığını göremeyiz o ayrı mesele. Bu kez şöyle bir düşünce içine girmemiz
mümkündür: "Eğer top Nittaku olsaydı vuruşları tutacaktı demek ki, o halde
şanslıyım" fakat bu düşünceler içinde farkında olmadan gevşeriz. Başarı
modundaki bir oyuncu ise içinden şöyle geçirir, "topta bir problem yok,
istiyorsa topu değiştirsin, rakibime hata yaptıran benim, gayet iyi oynuyorum,
bu şekilde devam edeceğim" ve oyununu asla bırakmadan tüm gücüyle mücadeleye
devam eder.
Senaryo 3
7-0 öndeyizdir, rakibimiz artık durmuştur, durarak oynuyor,
oyunu önemsemiyordur (ya da öyle görünüyordur) bunalım takılıyordur. Bu ister
istemez bizde bir acıma hissi meydana getirir. Onu ezmeye vicdanımız el
vermediği için başlarız dağınık oynamaya. Penaltı kaçırırız, servis kaçırırız,
basit hatalar yaparız, durum 8-3 olmuştur. Ama nedense rakibimiz hala
bunalımdadır. Onun bu haline yüreğimiz dayanmaz, durumu 9-6 yaparız. Rakibimiz
durduğu yerden, durakladığı yerden bizi de yavaşlatmış, oyundan düşürmüş, ve
"kaybetmem" dediğimiz seti bize kaybettirme aşamasına getirmiştir. Ama o da ne ?
Rakibimiz artık bunalımdan çıkmış ve kaplan kesilmiştir. Bu kez seti alma
çabasına gireriz ama nafile. Böyle bir durumda nedense işlerimiz ters gider. En
sağlam şutumuza blok gelir, seyrederiz. Rakibimiz en sağlam kesiğimize şut dener
o şutun da tutacağı tutar. Velhasıl 10-9 geriye düşeriz, son çare, en etkili
servisimizi deneriz, rakibimiz şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemeden topa
dokunur, top havalanır, biz de gelen topa şut vurmaya hazırlanırken top
masamızın kenarına çarparak tüm planımızı altüst eder, biz de bu seti hatta "bu
maçı nasıl kaybettim ben" diye bakakalırız.
Başarı modundaki bir oyuncu, 7-0 öndeyken rakip yavaşlamış ve
bunalım takılmaya başlamışsa şöyle düşünür: "Aynı hızla devam edeceğim, belki de
11-0 bitireceğim seti, dostum kusura bakma, belki maçtan sonra senin gönlünü
alıp sana bir çay ısmarlayacağım, ama dostluk başka müsabaka başka" ve aynı
tempoyla oyuna devam eder.
Senaryo 4
Bir önceki senaryoya çok benziyor:
Set içinde çok şanslıyızdır. Tam 3 vuruşumuz ağdan gitmiş, 4
vuruşumuz da masanın kenarına çarpmış olup rakibimiz perişan haldedir. Durum 7-0
olmuştur. Rakibimizin bu perişan haline nedense dayanamayız, kendimizi biraz da
suçlu hissederiz ayrıca. Oyunun bizim için de bir zevki kalmamıştır artık. Bu
durumda ne yaparız ? Biz de penaltı kaçırır, servis kaçırır bu suçlarımızı oyun
içinde telafi etmeye çalışırız. Rakibimizin kolay vuruşlarına biz de basit
hatalar yaparak karşılık veririz. Sonra da bu seti rakibimize hediye ederek onun
gönlünü fazlasıyla almış oluruz.
Oysa başarı modundaki bir oyuncu şöyle yapar: Her şanslı
sayıdan sonra karşı taraftan özür diler, adettendir. Sonra oyununa aynı tempoyla
devam eder. Bu şanslı sayıların onun maçı almasına katkıda bulunduğunu düşünür.
Bundan istifade eder, daha dikkatli oynar, asla gevşemez. Şanslı sayı aldıkça
oyuna daha iyi asılır. Maçı aldıktan sonra rakibinin gönlünü almak tabii ki
serbest. Ona bir çay ısmarlar, "dostum maçta çok şanslıydım" diye bir itirafta
bile bulunabilir.
Senaryo 5
Oyun içinde rakibimize üstünlük sağlamışızdır. Ama biliyorsunuz
11sayılık sistemde ne olacağı hiç belli olmuyor. Rakibimiz, bağırıyor çağırıyor,
bir türlü tutmayan vuruşları için isyan ediyordur. Yan taraftan gelen sesler
onun dikkatini dağıtıyordur, raketinin iyi yapışmadığını her sayıda tekrar
tekrar söylüyordur, ya da raketi yenidir kontrol edemediğini söylüyordur.
Başarı modundaki bir oyuncu bu sözleri duymazdan gelir. Hatta
bu sözleri duyunca oyuna daha iyi asılır. Çünkü bu sözler ve hareketler
çoğunlukla bizi oyundan düşürürler. Buna karşı alınacak önlem, bu tarz
hareketleri görünce içimizden "oyuna daha iyi asılacağım, daha dikkatli
oynayacağım, oyunu bırakmayacağım" diye geçirmektir.
Bir şampiyona maçına şahit olmuştum. A oyuncusu, şampiyonlukta
gözü olan B oyuncusunu çeyrek finalde elemek üzereydi. 2-1 öndeydi setlerde,
sayılarda da açık farkla öndeydi. Yani birazdan seti alacak, maçı 3-1
bitirecekti. B oyuncusu kaybettiği sayılarda isyan ediyor, panolara hakemin ses
çıkarmayacağı şekilde (!?) tekmeler atıyordu. Bazı kaybettiği sayılarda öyle bir
bağırıyordu ki, salon inliyordu. Ne olduysa, A oyuncusu oyundan düşüverdi.
Kendisinin bile inanamayacağı vuruşlar kaçırdı, imkansız denecek toplara şutlar
denemeye başladı. Şaşkın bakışlar içerisinde durum 10-10 oldu, o seti kaybetti
ve durum 2-2 oldu. Son sette de aynı düşüş devam ederek A oyuncusu fark yedi.
Ben bu durumu A oyuncusunun dördüncü sette, son sayılardaki o kritik anlarda
oyundan düşmesine bağlıyorum.
Masa tenisinde, hele ki bu 11'lik (servislerin de 2 sayıda bir
değiştiği) sistemde oyundan düşmenin anlık bir olay olduğunu, bir anda oyunun
tersine dönebildiğini, 8-0, 9-0 gibi skorla giden setlerde bile sonucun
beklenenin tersi olabildiğini sürekli görüyoruz. Bu oyunun psikolojik boyutları
olduğunu da kimse inkar edemez. Dünya sıralamasında yukarılarda olan oyuncular
bile kritik anlarda, rakibi servis atmak üzereyken bir dakika deyip
ayakkabısının bağcıklarını bağladığını görebiliyoruz. Rakibin moralini bozmak,
soğutmak için, her sayı sonrasında kendi sahasında bir tur atıp, ardından topu
25 kere yerde, 10 kere de raket üstünde sektirdikten sonra rakibine servis atma
lütfunu gösteren oyuncularla da her yerde karşılaşabiliriz. O halde tüm bunlara
karşı aklınıza "başarı modu"nu getirin, başarı modunda oynayın, bu moddan asla
çıkmayın. Maçı kaybetseniz de en azından kendinize şu sözleri rahatlıkla
söyleyebiliyor olmanız gerekir: "Ben elimden geleni yaptım, sonuna kadar
mücadele ettim, ama olmadı".
Belki bu yazdıklarım basit şeyler, belki biliyordunuz, ama ben
inanıyorum ki bu fikirlere katılan arkadaşlar da olacaktır. En iyi oyuncudan en
zayıfına, her oyuncuyu ilgilendiren bu yazıyı okuduğunuz için sizlere teşekkür
ediyor, "başarı modundan asla çıkmayın" diyorum
Yazan : Ahmet Sözmen |
|